Anasayfa | Arsiv | Tarihce-i Blog | Profilim | 1.500.000'i geçti | Bir Rica
"Koca Yemeği" nasıl pişirilir?
Pişirdiğiniz yemek nasıl sizin eserinizse, erkeğiniz de öyle!.."Koca Yemeği" nasıl pişirilir?
Bu tabir garibinize gidebilir. "Koca Yemeği" de ne demek?
Lezzetli yemekler pişiren bir hanım, kocasını da pişirip olgunlaştırmazsa, hayatın tadı kaçabilir. Bunun için, mesut olmanın bir sanat, bir bilim dalı olduğu peşinen kabul edilmelidir. Hâlbuki şimdi gençlere her türlü bilgi veriliyor, mesut olmanın şartları anlatılmıyor. Mesut olmanın şartlarını bilmeyen genç, evleniyor, bir sürü problemlerle karşılaşıyor; tecrübelerle mesut olmanın yolunu bulmaya çalışıyor amma, bu da çok pahalıya mal oluyor.
Evet, koca yemeği nasıl pişirilir?
Evvela kocanızın gönlünü tenkitlerle kırmayın. Kırılırsa sevgi çiçekleri solar.
Her insan annesini sever. Bunun bir manası da, her insan her yaşta biraz çocuk gibidir. Öyleyse çocuğunuza gösterdiğiniz şefkati, kocanızdan esirgemeyin.
Kocanıza yaptığınız hizmet, hiçbir zaman "hizmetçilik" manasına gelmez. Çünkü siz kocanıza hizmet ettiğiniz ölçüde, onu kendinize "hizmetkâr" etmiş olursunuz.
Her kadın, kocasını tesiri altına alabilir! Yeter ki kadınlar bunun sırrını bilsin. Nitekim yabancı ülkelerde pek çok aile mesut yaşarken, bizde en ufak sebeplerden boşananlar görülebiliyor... Demek ki mesut olmanın sırları vardır. Kim bunları yakalarsa, mutlu olur.
Şunu hiçbir zaman unutmamalıdır ki, çirkin kadın yoktur; huyu çirkin olan kadın vardır.
Denecek ki, "Niçin hep kadın üzerinde duruyorsunuz? Erkeklerden de söz ediniz!"
Başta da söyledik; mesut olmanın şartlarını kadın da erkek de öğrenmek zorundadır. Fakat erkek kadına daha fazla muhtaçtır. Dikkat edilirse dul kalan erkekler, hemen evlenmek cihetine giderler. Erkek de, çocuklar da kadına muhtaç olduğu için kadın, yuvayı yapan dişi kuş gibidir. Erkeği yuvaya bağlamak kadının elindedir.
Bir ailede reis, şu veya bu değildir. Evin reisi, "MESUT OLMAKTIR!" Eşler, cennet gibi dünyayı başlarına cehennem etmemek için mesut olmanın çarelerini aramalıdırlar. Burada en büyük pay, kadına düşmektedir.
Her türlü erkeği, kadın, şefkatiyle, güler yüzüyle ve tatlı diliyle muhakkak yola getirebilir. Kadınlar şunu unutmasın ki, hiçbir erkek tartışmayla yola getirilemez! Akıllı bir hanım, kavgayla, ısrarla değil, eşine yardımcı olmakla, isteklerini insanlığa uygun şekilde yerine getirmekle yola getirebilir.
Eğer evin hanımı, kocasını güler yüzle karşılayabiliyorsa, yerine oturana kadar yardımcı oluyorsa, sonra yemeğini, çayını, kahvesini zamanında yerine getiriyorsa, hele hele sohbet edecek kadar halden anlıyorsa, bu erkeğin gözü neden, hangi sebeple dışarıda olsun?
Eşiniz açken, uykusuzken veya bir işi acele yapma noktasında iken, ondan herhangi bir istekte bulunmayın. Çünkü bu hallerdeyken erkek, ters cevap verebilir.
Her zaman halinizden memnun olmaya çalışınız.
Bir erkek için en büyük bahtiyarlık, karısının kendisini beğenmesidir!..
Çocuğunuza nasıl bakıyorsanız, eşinize de öyle bakınız. O zaman çocuğunuz sizi ne kadar seviyorsa, eşiniz de o kadar sevecektir.
Toplumumuzda aile hayatına müdahale çok görülür. Şunu hiçbir zaman akıldan çıkarmamalı; eşler mesut olmak zorundadır. Ana-babanın hukuku kadar eşimizin de hukuku korunmalıdır.
Yemek nasıl sizin eserinizse, erkeğiniz de öyle!.. Erkeğinden şikâyetçi hanımlar "Acaba hangi hususta hata yapıyorum?" diye kendini kontrol etmeli ve noksanlığını erkeğine sorarak öğrenmeli.
Hiç düşündünüz mü, midemiz güzel yemekler istediği gibi, beyin ve kalp midesi de bir şeyler istemekte...Acaba bunlar nedir?..
Erkeğin zaafları bellidir. Kadın bunları çözerse, erkeği kendine bağlar. Bir kadının sadece tutumlu olması, güzel olması, güzel yemek pişirmesi erkeğe yetmiyor. Eşine hayat yoldaşı olması gerekiyor...Cevşen
1970'li yılların sonu idi, İzmir'de Hatay taraflarında bulunan askerî hastanede yedek subaylığını yapan Dr. Mâcit Türkmenoğlu, bize bir hatırasını anlatırken, (özetle) demişti ki: "Beni bir akşam bir yere davet ettiler...Gittiğimiz yerde ruh çağırma seansı varmış. Ben bunların şeytan işi olduğunu, falancının ruhu diyerek gelenlerin aslında şeytan olduğunu ve insanları yanlış ve zararlı şeylere yönlendirdiğini biliyordum. Onun için, cehennem ateşine, dolayısıyla ateşten yaratılan şeytana karşı Peygamber Efendimiz'in (sas) okuduğu ve Cenab-ı Hakk'ın bin bir ismini ihtiva eden Cevşen duasının çok tesirli olacağını düşünüyordum. Onun için olanları seyredip Cevşen'in tesirini anlamak istedim. Masanın üzerine harfleri yazıp koymuşlar. Birer "evet" ve "hayır" yazısı yazmışlar. Bir de fincan bırakmışlar. Güyâ ruh çağırıyorlar. Gelen varlık, geldiğini belirtmek için masayı harekete geçiriyor. Sonra, kendisinin kim olduğunu fincan harflere gidip gelerek belirtiyor. Tek cevaplı sorularda ise evet veya hayıra gidip geliyor. Bir sürü saçmalıktan sonra, ben "Sen şeytansın!" dedim. "Evet" dedi. Bunun üzerine Cevşen duasını cebimden çıkarıp okumaya başladım. "Bırakın şu gırgırı" yazdı. Çok hızlı şekilde fincan harflere gidip geliyordu. Ben devam ettim. Artık fincan masanın üzerinde zabtedilmez hale gelmişti. Cevşen okumaya şiddetli şekilde itiraz ediyordu. Sanki çıldıracak durumdaydı. Ben onun tepkilerine hiç aldırmadan Cenab-ı Hakk'ın Esmaü'l Hüsna'sını okumaya devam ettim. "Hallisnâ, ecirnâ ve neccinâ minennâr"; yani "Allah'ım ateşten bizi koru, kurtar, halas eyle" derken zıvanadan çıkmış bir hal arz ediyordu. En sonunda, fincan masadan aşağıya düştü. Tekrar yerden alıp masanın üzerine koydular ve "Ruhlardan bir ruh gelsin!" diye tekrar tekrar çağırdılar, ama ne gelen oldu ne de giden... Zaten her çağırdıklarında gelen aynı şeytandı. Ya Cevşen karşısında yanıp tükenmişti veya ağır darbe alıp kaçmıştı..."
Fincan meselesinden kahve falına şeytanların rağbet gösterdiklerini tahmin ediyorum, ondan da uzak durmak lâzım...
Bu hatırayı anlatmamın sebebine gelince: Genetik uzmanı, fizik olimpiyat şampiyonu ve Japonya'da sinema eğitimi almış olan Hasan Karacadağ'ın "Semum" filmi... Bu ismi Hicr Sûresi'nde geçen bir kelimeden almış: "Biz, insanı kara çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık. Cinleri de daha önce (yani insan yaratılmadan önce) semum (zehirli) ateşten yaratmıştık." (Hıcr Sûresi, 15/26-27) İblis (şeytan) melek değil, cin idi. (Kehf Sûresi, 18/50) Şeytan insana apaçık bir düşmandır. (Yâsin Sûresi, 36/60)
Bu apaçık düşman, kıyamete kadar, insanları sapıtmak, vesvese vermek, her türlü kötülüğe sürüklemek, maddî-mânevî zarar vermek için durmadan uğraşacağına dair yemin etmiştir. (Âraf Sûresi, 7/17)
Şerli şeytanın zararlarından ancak ihlâslı insanlar kurtulacaktır. (Hıcr Sûresi, 15/40)
Cenab-ı Hakk'ın bin bir ismini ihtiva eden Cevşen duası Allah'ın izniyle bir koruyucudur. Cevşen'in mânâsı zaten "zırh" demektir. Mânevî bir zırh gibi, şeytanın maddî ve mânevî saldırı ve zararlarından Cevşen okumakla biiznillah korunabiliriz. Elbette, Cevşen'de geçen Allah'ın bin bir ismiyle, Cenab-ı Hakk'ı zikreder, mânen sır, hafî ve ahfa gibi duygu ve lâtifelerimizi gıdalandırırız. Bu arada Cenab-ı Hakk'ın himayesiyle şeytanların şerrinden de korunmuş oluruz. Ama unutmayalım ki, zikir bir ibadettir. Onun için sırf Allah rızası için ihlasla okunması gerekir.
Hasan Karacadağ'ın, bu filminde Cevşen'in bir zırh olduğu ortaya konulmaya çalışılmış. İnşaallah hayırlara vesile olur...
Fener kupayı aldığında...
Yıl 1983'tü... Sovyetler Birliği vardı... Reagan ABD Başkanı'ydı... F.Bahçe'den Yasin ve Gökhan Gönül daha doğmamıştı...Fenerbahçe, Türkiye Kupası'nda yine mutlu sona ulaşamadı. Sarı-lacivertli ekip, bu kupayı en son 1983 yılında finalde Mersin İdman Yurdu'nu yenerek almıştı.
Aradan 25 sene geçti. İşte Fenerbahçe'nin en son kupa zaferini yaşadığı dönemde dünyada ve Türkiye'de hayat nasıldı?
* Türkiye'de seçimle gelmiş bir hükümet yoktu. 12 Eylül 1980'deki askeri darbeden sonra ilk genel seçimler 6 Kasım 1983'te yapıldı.
* Türkiye, Avrupa Konseyi'ne parlamenter gönderemiyordu.
* Katma Değer Vergisi ve vergi iadesi hayatımıza girmemişti.
* Türkiye'de döviz taşımak suçtu; yabancı sigaralar ülkeye kaçak sokuluyordu.
* Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve birçok otoyol yoktu. Naim Süleymanoğlu, Bulgar vatandaşıydı.
* Taksilerde taksimetre yoktu.
BÜLENT ERSOY YASAKLIYDI
* Bülent Ersoy sahne yasaklıydı.
* İstanbul'da denizotobüslerinin faaliyete geçmesine 4 yıl, evlerde doğalgaz kullanılmasına 9 yıl, Türkiye'nin cep telefonuyla tanışmasına 11 yıl, ülkede ilk tüp bebeğin doğumuna 6 yıl vardı.
* Ronald Reagan ABD Başkanı idi; İngiltere'de ise Margaret Thatcher başbakandı.
* Mandela'nın özgürlüğüne kavuşmasına 7 yıl vardı.
* 1 ABD Doları 2 bin 548 Lira, bugünkü birimle 2.5 YKrş idi.
* Renkli televizyon yayını yeni başlamış; TRT 4 saatlik deneme yayını yapıyordu. Sovyetler Birliği dağılmamıştı.
* AIDS'e yol açan HIV virüsü bulunmamıştı.
* Heysel faciası (Liverpool-Juventus finali) yaşanmamıştı.
* Fenerbahçe'den Yasin ve tek golü atan Gökhan Gönül daha doğmamıştı; Semih 1.5 aylık bebekti. Galatasaray'dan ise maçta oynayan 6 futbolcu (Arda, Barış, Mehmet Topal, Sabri, Serkan ve Emre) dünyaya gelmemişlerdi.
ZİCO FUTBOLCUYDU
* Zico futbolcu, Feldkamp ise "deneyimli" teknik direktördü!
* Önceki günkü derbinin hakemi Cüneyt Çakır henüz 7 yaşında, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ise 31 yaşındaydı.
SABAH
Ellerimizin Büyük Boşluğu
Burası dünya ve biz artık çok sıkıldık...
Burası dünya ve biz artık çok sıkıldık
Alıp başımızı sana gelmek istiyoruz
Sana gelmek, orada kalmak istiyoruz
Çok unuttuk hatırlamak istiyoruz
Başımızın okşanmasını gözyaşımızın silinmesini,kolumuza girilmesini istiyoruz
Yağmurunu ve meleklerini yeniden istiyoruz
Rüzgarın sesini, ırmağın sesini
Dağların dağ, denizlerin deniz, kadınların kadın, çocukların çocuk
Erkeklerin erkek, ekmeğin ekmek, olduğu bir dünyayı yeniden isterken
Seni istiyoruz aslında.Bunu söyleyemiyoruz
Her yer gece, çok gece
Ve biz meleklerini istiyoruz Rabbim
Çok yenildik yetmez mi ?
Bir bankanın önünde, bir koltuğun altında, bir ziyafetin ortasında, bir günahın tenhasında
Büyütüp durduk siyahı
Gece gece gece
Her yağmur tanesini bir melek indirirken yeryüzüne
Her yalanı yüz şeytan taşıyor olabilir mi
Bilmiyoruz
Çünkü
Bilincimiz içerken binlerce yılın karmaşık şurubunu
Kameraya bakıp kalabalık şeyler söylemek ve gülümsemekle meşgulüz şuan
Sonra oturup düşüneceğiz bütün bu olanları
Yusuf’u düşüneceğiz, Yakup’u, Musa’yı
İsa’yı düşüneceğiz, Nuh’u ve öbürlerini
Ve Efendimizi
Efendimizi
Kuyular kuyular kuyular kazdık
Bir nefes üflemen için yeryüzü bataklığında sazdık
Kestik kendimizi deldik yaktık
Sonra sana değil dünyaya aktık
Dünya ki mescid dir biz onu otel yapmışız
Kalktık ki yenilmişiz değişmişiz azmışız
Bir sızı kalmış içimizde başka şey yok
Bu sızıdan yol bulup kapına dayanmışız
Bir çocuk oyuncağını alamamış
Bir kız sevdiğini saramamış
Bir anne yıllardır kolları açık bekliyor oğlunu
Bir adam paramparça bir çift göz için
Birisi ekmek götürememiş evine
Birisi aşk
Birimiz dünyayı kurtaracak
Birimiz yarını
Birimizin aklı tutuşmuş yanıyor
Birimiz bomboş kalbine bakıp birini anıyor
Birimiz ayrılığın ilk günü gibi her akşam kanıyor
Birimiz kıyametin koptuğuna inanıyor
Birimiz çekip gitmiş yeryüzünden ellerini hala açık sanıyor
Geldik işte bunlar ellerimiz
Açılmış bak bilirsin ne diye
Ki bilirsin biz bu ellerle neler işledik
Açtık işte bunlar ellerimiz
Burası dünya
Şu biziz
Bunlarda ellerimiz
Öyle açık öyle acemi öyle boş
Öyle mahcup öyle dalgın öyle boş
Öyle boş
Senin değil miyiz hepimiz
Senin değil mi her şey
Alırsın kime ne verirsin kime ne
Ve bu açtığımız eller senin değil mi
Senin değil miyiz hepimiz Rabbim
Bir yıldız bir ağaç bir buğday tanesi kadar
Kimsesiziz kime gidelim
Yaralarımız var kime
Sıcak birşey arıyoruz kime
Merhamet istiyoruz kime
Bağışlanmak istiyoruz kime gidelim
Sorumuz ve cevabımız sen değil misin
Yorgunuz kaybetmişiz dalgınız kırgınız küsmüşüz
Bu çocuklar birer birer kaybolurken sisler içinde kime gidelim
Çok yürüdük yollar kayboldu yol olduk sana geldik
Ne getirdim deme bize senden başka neyimiz varsa o bizim yokumuzdur.
Geldik işte bunlar ellerimiz
Bunlarda ellerimizin büyük boşluğu
Beş duygum harap, altı yönüm harap
On parmağımda on acı Ya Rab
Denize dalan bir testi nasıl tahammül etsin suya
Fırlattın beni dünyaya
Yeniden al kucağına, çağır beni yeniden
Bu saman çöpünü kasırgada bırakma
Büyük bir kapının önünde bir karınca vurmuş kapıyı bekliyor
Kapı açılacak yoksa niye var
Rahmet örtecek günahı
Geride kalacak gazabın adımları
Duyulacak büyük bahçenin o büyük şarkıları
Sunulan şarabı çekinmeden içeceğiz
Görüneceksin durmadan kendimizden geçeceğiz
Görüneceksin her şeyimizle sana göçeceğiz
Ol dedin olduk senden
Gel dedin geldik sana
Başımız yerde
Açtık ellerimizi sevgilinle birlikte
Bize bak çekip çıkalım uçurumlardan
Bize bak çıkalım dünyanın bütün kulluklarından
Parçansak al bizi bir daha ayırma evinde uyuyalım
Yabancıysak dost ol bize senden ayrılmayalım
Elimiz açık başımız ve ruhumuz secdede durmuş bekliyoruz
Sevdiklerin aşkına sevenlerin aşkına
İnşirah inşirah inşirah
Ayetin değil miyiz senin Ya Allah
ekleyen:burcak
Son Yazılarım
