Anasayfa | Arsiv | Tarihce-i Blog | Profilim | 1.500.000'i geçti | Bir Rica
Fener kupayı aldığında...
Yıl 1983'tü... Sovyetler Birliği vardı... Reagan ABD Başkanı'ydı... F.Bahçe'den Yasin ve Gökhan Gönül daha doğmamıştı...Fenerbahçe, Türkiye Kupası'nda yine mutlu sona ulaşamadı. Sarı-lacivertli ekip, bu kupayı en son 1983 yılında finalde Mersin İdman Yurdu'nu yenerek almıştı.
Aradan 25 sene geçti. İşte Fenerbahçe'nin en son kupa zaferini yaşadığı dönemde dünyada ve Türkiye'de hayat nasıldı?
* Türkiye'de seçimle gelmiş bir hükümet yoktu. 12 Eylül 1980'deki askeri darbeden sonra ilk genel seçimler 6 Kasım 1983'te yapıldı.
* Türkiye, Avrupa Konseyi'ne parlamenter gönderemiyordu.
* Katma Değer Vergisi ve vergi iadesi hayatımıza girmemişti.
* Türkiye'de döviz taşımak suçtu; yabancı sigaralar ülkeye kaçak sokuluyordu.
* Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve birçok otoyol yoktu. Naim Süleymanoğlu, Bulgar vatandaşıydı.
* Taksilerde taksimetre yoktu.
BÜLENT ERSOY YASAKLIYDI
* Bülent Ersoy sahne yasaklıydı.
* İstanbul'da denizotobüslerinin faaliyete geçmesine 4 yıl, evlerde doğalgaz kullanılmasına 9 yıl, Türkiye'nin cep telefonuyla tanışmasına 11 yıl, ülkede ilk tüp bebeğin doğumuna 6 yıl vardı.
* Ronald Reagan ABD Başkanı idi; İngiltere'de ise Margaret Thatcher başbakandı.
* Mandela'nın özgürlüğüne kavuşmasına 7 yıl vardı.
* 1 ABD Doları 2 bin 548 Lira, bugünkü birimle 2.5 YKrş idi.
* Renkli televizyon yayını yeni başlamış; TRT 4 saatlik deneme yayını yapıyordu. Sovyetler Birliği dağılmamıştı.
* AIDS'e yol açan HIV virüsü bulunmamıştı.
* Heysel faciası (Liverpool-Juventus finali) yaşanmamıştı.
* Fenerbahçe'den Yasin ve tek golü atan Gökhan Gönül daha doğmamıştı; Semih 1.5 aylık bebekti. Galatasaray'dan ise maçta oynayan 6 futbolcu (Arda, Barış, Mehmet Topal, Sabri, Serkan ve Emre) dünyaya gelmemişlerdi.
ZİCO FUTBOLCUYDU
* Zico futbolcu, Feldkamp ise "deneyimli" teknik direktördü!
* Önceki günkü derbinin hakemi Cüneyt Çakır henüz 7 yaşında, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ise 31 yaşındaydı.
SABAH
367 Espirileri
| |||
Cumhurbaşkanlığı seçimi için CHP'nin ortaya attığı '367 şartı', Türk halkının gündemine oturdu. Pek çok kişi, bu süreçte yaşanan tartışmalı uygulamalara, zekice esprilerle göndermede bulunuyor. İnternette ve halk arasında dilden dile dolaşan espri ve fıkralar, Karadeniz ve Nasrettin Hoca fıkraları ile yarışacak gibi gözüküyor. Bunların en çok ilgi görenlerinden biri 2007'nin 367 günü tamamlayamadığı için yıldan sayılamayacağı şeklindeki espri oldu. Anayasa Mahkemesi'nin CHP tezini kabul etmesinden hareketle yılın 365 günden ibaret olduğu ve bu sebeple 2008'e geçilemeyeceği esprisi yapılıyor. 'Önceki yılların durumu ne olacak?' sorusuna ise "Mahkeme kararı geriye işletilemez. 2006'ya dönük uygulama söz konusu olamaz." cevabı veriliyor. Bir başka espri şu: Bazı cami imamları, cuma namazı için toplantı yeter sayısının 367 olduğunu karara bağlar ve 367 kişinin aynı anda camide bulunmaması halinde cuma namazı kıldıramazlar. Konu ile ilgili fıkra şöyle: Merkezî caminin birinde cuma günü, cuma namazı kılınacakken cemaatten biri ileri atılır ve cuma, cemaat yeter sayısı 40'ı bulmadığından (başka bir fetva ve kıyas konusu yoksa, Müslümanlar 40 sayısına ulaşınca Kâbe'de namaz kıldıklarından ötürü) bu namazın kılınamayacağını, kılınırsa da din işleri yüksek kuruluna namazın geçersiz olduğu fetvasını almak için başvuracağını söyler. Bunun üzerine caminin Hanefî mezhebine bağlı imamı sakince mihraba geçer ve, "Cemaat yeter sayısı 3'tür. Ben 3'ü gördüğüm an namaza başlarım." diyerek namaza durur. Genelkurmay bildirisini Hasan Ünal'ın yazdığı iddialarını Hürriyet'teki köşesine taşıyan Ahmet Hakan da, dava açacağını söyleyen Hasan Ünal'a şöyle seslendi: 'Elinden geleni ardına koma' diyor ve ekliyorum: İstersen Anayasa Mahkemesi'ne başvur. Belki 9'a 2 kazanırsın." Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde literatüre giren diğer 367 esprileri şöyle: 27 Nisan 2007'den sonra evlenecekler için nikâh memurları, artık salonda 367 kişinin bulunmasını şart koşuyor. Eskiden fotoğraf çektirilirken, insanların somurtmaması için telaffuz ettirilen 333 rakamının yerini 367 aldı. Otobüslerde koltuk sayısının yarısından bir fazlası dolunca yolcular, 'Kaptan, salt çoğunluk oluştu hadi gidelim!' demeye başladı. 41 kere maşallahın yerine, '367 kere maşallah' deniyor. M.Ö. ve M.S. olarak ikiye ayrılan dünya tarihi, en azından Türkiye'de 367'den önce ve 367'den sonra şeklinde olsun. Yerçekimi kuvvetini bulan Newton, suyun kaldırma kuvvetini bulan Arşimed, kuduza karşı aşı bulan Pastör gibi 367'yi bulan Sabih Kanadoğlu'nun adı da bilim tarihine 'altın harf'lerle yazılsın. Bir dairenin çevresinin çapına olan oranını ifade eden pi sayısının (3,14) bundan böyle 367 olarak belirlenmesi. Dünya üzerindeki herhangi bir yerin ekvatora olan uzaklığını ölçen ve 360 olan meridyen sayısının 367 olarak belirlenmesi. Kanadoğlu'nun cebi sende var mı? 367 konusu sadece espirilerle kalmadı. Bu konuda fıkralar da üretildi. Fıkralar şöyle: CHP Lideri Deniz Baykal, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i emekliliğinde meşgul olsun diye üyesi olduğu Sosyalist Enternasyonal'e başkan seçtirmek ister ve Sezer'i aday gösterir. Ama Sezer'i Türkiye dışında tanıyan olmadığı için seçtiremez. Baykal, başarılı olamayınca NATO'yu askerî darbe yapması için Sosyalist Enternasyonal binasına davet eder. Ancak NATO kuvvetleri Baykal ve Sezer'e, "Şu an Türkiye dışında olduğunuzu hatırlatırız." diyerek yardım etmez. Bunun üzerine Baykal, telaşla Sezer'e dönerek sorar: "Sayın cumhurbaşkanım sende Kanadoğlu'nun cebi var mı?" 27 Nisan sabahı 367 milletvekili oylama için TBMM'ye gitmek üzere evlerinden çıktıktan sonra kaybolur. AK Parti, Anavatan ve DYP'lilerden oluşan 367 vekilin ortadan kaybolması Deniz Baykal'ı sevindirirken, Abdullah Gül ve taraftarlarını üzüntüye boğar. Herkes milletvekillerinin akıbetini merak ederken, Baykal'ın cep telefonu çalar. Telefonun ucundaki ses Baykal'a seslenir: "Eğer parti yönetiminden istifa ettiğini açıklamazsan her 5 dakikada bir milletvekilini serbest bırakacağız." | |||
| zaman.com.tr | |||
ADAMIN BiRi
Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş."Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla" O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş.
40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Cevap yok
Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu
tekrarlamış "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Gene cevap yok
Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Hala cevap yok
Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve
soruyu tekrarlamış
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Gene cevap alamamış
Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
"Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk"
"" Problemlerin sebebini birazda kendimizde aramalıyız ""
Aynı dili konuşanlar değil,
Aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.
HZ.Mevlana
Son Yazılarım- Erke Dönergeci
- Yargının Takdiri
- Seni Yağmurdan Sonra Seveceğim
- Müminin özel vasfı: Sabır ve şükür!
- Sen Gel Diye
Önceki | Sonraki
