|| Kendini Düsünen Insan kendi kadardir! z a m a n a v u s t u r y a
Anasayfa | Arsiv | Tarihce-i Blog | Profilim | 1.500.000'i geçti | Bir Rica
y
YAŞAMA ÜSLÛBU - suskunlar meclisi... // ALİ TOKUL

Zaman Gazetesi 1 milyona ulaştı

 
Her geçen gün daha fazla insana ulaşan Zaman Gazetesi, 21. yaşında 1 milyon tiraja ulaşmanın haklı sevincini yaşıyor. Zaman Gazetesi, bugün (02.05.2008) 1 milyon 3 bin 81 adet basıldı.
 

Yaklaşık dört ay önce başlattığı abone kampanyası ile okur sayısını hızlı bir şekilde artıran Zaman Gazetesi, haftalık ortalama 865 bin tiraja sahipti. Gazetelerin satış oranlarının düştüğü bugünlerde Zaman Gazetesi'nin tirajının artması okuyucusuyla bütünleşmesine bağlanıyor.

zaman


Anne-baba hiçbir şey için terk edilmez

Anne, bir milleti yetiştiren ailenin en önemli unsurudur. O, İslâm nazarında o kadar mukaddestir ki, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem): "Cennet, annelerin ayakları altındadır" buyurur.

Öyledir; zira anne, bir milleti yoğuran mukaddes bir el ve toplumun ilk hücresini teşkil eden yuvanın da kurucusudur; içinde cıvıl cıvıl çocukların etrafa saadet ve neş'e aksettirdikleri bir yuvanın kurucusu... Bu yönüyle İslâm, anneye öyle yüce bir pâye verir ki, bunun ötesinde ona yeni pâyeler vermeye kalkışmak, o mukaddes varlığı hoyratlaştırmak, onun başındaki zeberced kakmalı tacı alıp yerine cam parçalarıyla süslenmeye çalışılmış bir külah geçirmek gibi olur. Kadını ve erkeği yaratan Allah (cc), kâmet-i kıymetlerine göre onları teçhiz buyurmuş ve istidatları açısından da verdiğini vermiştir. Kadın maddeten zayıf ve nahiftir; hadiselerden daha çabuk etkilenir. İşte bu tabiattaki birini, yaratılışına mülâyim gelen işlerden uzaklaştırarak onun incelik, zerafet ve saygınlığıyla telif edilemeyen işlerde istihdam etmek açıktan açığa ona bir zulümdür.

Aslında kadın dediğimiz bu nazik varlık öyle şeylerle teçhiz edilmiştir ki, o yönüyle erkeğin fersah fersah önündedir. O bir şefkat kahramanıdır; evlâtları uğrunda öyle titrer ki bu konuda erkek onunla yarışamaz. Bu durum sadece insanlık âlemine mahsus da değildir; tavuğun bütün sermayesi kendi hayatı olduğu hâlde, yavrusunu köpeğin ağzından kurtarmak için çok defa kendini feda eder. İşte bütün canlılarda yavrularına karşı, Allah tarafından verilen bu engin şefkat duygusu, anneler için öyle muallâ bir sermayedir ki, bunu onun elinden alıp da ona hangi pâyeyi verirseniz veriniz, Allah'ın verdiğinin yanında çok sönük kalacaktır.

Cihangirleri anneler yetiştirir. Büyük insanları, İnsanlığın İftihar Tablolarını hep anneler şekillendirir. Kadın kendine ait bu meziyetlerle, erkek de yine kendisine ait kabiliyetlerle örfaneye iştirak ederse, bu bütünleşmeden cennet ikliminin yaşandığı bir aile ve fazilet topluluğu vücûda gelir.

İlk hocam mualla validemdir

Benim ilk Kur'an hocam validemdir. Kendi anlattığına göre bana dört yaşımda Kur'an okumayı öğretmiş. Bir ay içinde de hatmettiğimi söyler. Ben, hatmettiğimi hatırlamıyorum. Ancak bütün köylüye yemek verdiler. Birisi de bana "Senin düğünün oluyor" dedi. Utandım, ağladım. O günden hatırımda kalan sadece bu hatıra var..

O devirde Kur'an okutmak yasak olduğu için annem beni gece yarısı uykudan kaldırır ve bana Kur'an öğretirmiş. Zaten bütün köyün kadın ve kızına Kur'an'ı validem öğretmişti. Babasından gelen bir terbiye ve Kur'an aşkı o en sıkıntılı ve zor dönemlerde dahi validemin Kur'an öğretmesine mani olamamıştı. Esasen tek başına bir kadının, 15-20 kişinin sofraya oturduğu bir evin bütün işlerini yaptıktan sonra bir de Kur'an öğretmeye vakit bulabilmesi, beni hayrette bırakan bir husustur. Hem o günkü kadına ait işler, sadece ev işleriyle de sınırlı değildi. Davarların sağımını yaptığı gibi, kadınlar tarla ve bahçede de çalışırlardı. İşte bir taraftan ceberut bir idarenin baskısı, diğer taraftan kendine ait yapması gereken zor işler; buna rağmen gündüz boş vakitlerinde köyün kadın ve kızına, geceleri de bana Kur'an öğretmek, hakikaten şaşılacak bir gayret ve çalışma örneğidir..

Annemin bu örnek davranışı, Kur'an öğretmekteki hassasiyet ve aşkı, ibadetindeki kusursuzluğu ve hayatını hep ızdıraplı geçirmesi çocukluk ihsaslarımla o gün anlamamış olsam dahi bugün çok iyi anlıyorum ki bana tesir eden en mühim hususlardandır. Zannediyorum bu sadece fakire has bir hususiyet değildir. Hemen herkesin hayatında anne ilk muallim rolündedir. İşte bu sebeple anne ve baba hiçbir şey için terk edilmez. Yalnız onlar, "İman ve Kur'an'a hizmet etme!" diyorlarsa, yani isyan emrediyorlarsa sadece bu mevzuda onlara itaat edilmez. Bununla beraber onlara yine de, "Eğer onlar seni, Hakk'ın şeriki olduğuna dair cahilce ve bilgisizce bazı şeyleri, Bana ortak saymaya zorlarlarsa sakın onlara itaat etme! Ama o durumda dahi kendileriyle iyi geçin, makul bir tarzda onlara sahip çık!" (Lokman Suresi, 31/15) ayet-i kerimesinin ifadesiyle iyilikle mukabele etmek gerekir.

Evet, anne ve babanın gönlü her zaman hoş tutulmalı; ancak onlara Allah'a ve O'nun emirlerine karşı isyan etme mevzuunda itaat edilmemelidir. Anasına babasına itaat etmesi gereken hususlarda itaat eden bir insanın hayatında, kazancında, ilminde yümün ve bereket olur. Allah, bugün olmasa bile yarın onu başlara tac yapar ki, bu husus, pek çok tecrübeyle sabit bir hakikattir. Son olarak, babamdan dinlediğim, mevsuk kitaplarda ise görmediğim bir hususu arz etmek istiyorum: Allah bir beldenin altını-üstüne getirmeyi kader planında yazmış; derken kaza vakti gelmiş. Tam o esnada bir çocuk, annesi hamur yoğururken bir ihtiyacından dolayı çığlık çığlığa bağırmaya, ağlamaya başlamış. Annesi ellerini temizleyip onun yanına gidinceye kadar biraz vakit geçmiş. Bu arada anne, çocuğuna karşı şöyle sesleniyormuş: "A be evladım, ne diye öyle çılgınca bağırıyorsun? Allah bile bir ülkeyi helâk ederken bu kadar acele etmez." İşte bu söz üzerine, Cenâb-ı Hak atâsı ile kaderi bozmuş ve o ülkeyi helâk etmemiş. Görüldüğü gibi Allah'a bir yöneliş, bir teveccüh, bir güzel hal ve tavır, böylesi ilâhî atâların meydana gelmesine vesile olabiliyor. Ancak insanlar, O'na karşı firavunlardan daha mütemerrid davranıyorlarsa... Evet bu şart cümlesinin cevabı yok.

ÖZETLE

1- Anne, bir milleti yetiştiren ailenin en önemli unsurudur. O, İslâm nazarında o kadar mukaddestir ki, Allah Resûlü: "Cennet, annelerin ayakları altındadır" buyurur.

2- Cihangirleri anneler yetiştirir. Kadın ve erkek kendilerine ait kabiliyetlerle bu örfaneye iştirak ederse, bundan cennet ikliminin yaşandığı bir fazilet topluluğu vücûda gelir.

3- Anne ve baba hiçbir şey için terk edilmez. Yalnız onlar, "İman ve Kur'an'a hizmet etme!" diyorlarsa, yani isyan emrediyorlarsa sadece bu mevzuda onlara itaat edilmez.


M. Fethullah GÜLEN


Kuraklığın tek sebebi küresel ısınma değil

Bugün dünyanın değişik yerlerinde ve ülkemizde bir kuraklık yaşanıyor ve bu, umumiyetle bir şeye bağlanıyor (küresel ısınma). Ama aynı zamanda diğer taraflarda birçok bölgede yağmur yağıyor, seylâplar oluyor.

Orada da yağmur Allah'ın rahmeti olarak yeryüzüne iniyor; ama bir vesileyle Allah'ın gazabına inkılab ediyor. Ehlullah, yağmura rahmet demişler ve her damlayla beraber yeryüzüne bir melek indiğini söylemişlerdir. Evet, o damlalar sahipsiz değil. Fakat yeryüzüne inip günahlarımızla örtüştüğünde sanki manevi bir kimyevileşmeye tabi oluyor ve farklı bir hal alıyor. Allah'ın rahmeti olan yağmur, orada sel haline geliyor. Beri tarafta da gözleri kurumuş bulutlar, adeta her şeylerini insanlardan kıskanıyorlar. İşte günümüzün insanı keşke buna inansa, az naturalizmden sıyrılabilse ve her şeyi esbab-ı tabiiyye ile izah etme gibi bir zaaf içinde, bir acz içinde olmasa.. İnsanlar maalesef bu mevzuda düşünce özürlü; işin arka planına hiç bakmıyorlar. O türlü şeyleri hiç mülahazaya almıyorlar. Meseleleri sadece fiziki mülahazalarla, maddi mülahazalarla ele alıyorlar. Oysaki her fiziki hadisenin arkasında metafizik mülahazalar vardır.

Allah'a inanıyor muyuz, inanıyoruz... Allah, bu dünyaya, kâinata hâkim midir, değil midir? Kutuplar, bulutlar, arz O'nun hâkimiyeti altında mıdır değil midir? Şimdi siz, bütün bu mülahazaları görmezlikten geleceksiniz ve aynı zamanda Allah'ın varlığına inanıyor görüneceksiniz. Bu, akidenizle bir çelişkidir, bir dualizmdir. Öyleyse burada gözden geçirilmesi gereken şey itikadımızdır.

Diyelim ki bir kuraklık oldu. Kaç tane mümin yüreği hoplayarak "çoluk çocuğumuzu, kadın-erkek, hayvanları da yanımıza alalım.. birkaç defa, bir hafta sürekli, güneş doğarken, çıkıp istiska (yağmur) duasında bulunalım" dedi? Kaç tane insan bu mevzuda "Ne olur Allah aşkına çıkalım, yalvaralım, yakaralım, ağlayalım.." diyerek müftülükleri zorladı? Allah isterse sizin olumsuz gibi gördüğünüz şeylerde olumlu şeyler yaratır. Bir de bakarsınız şu erimeye yüz tutmuş buzullar yeniden incimad etmeye (buz tutmaya) başlar. Her şey bir anda başkalaşır ve tabiatın çehresi değişir.

Bugün günahına kim tevbe ediyor

Daha önce bir iki vesileyle arz etmiştim. Seyyidina Hz. Musa, bir yağmursuzluk halinde yağmur duasına çıkıyor. Bir çıkıyor, iki çıkıyor, üç çıkıyor, beş çıkıyor; ama yağmur yağmıyor. Hz. Musa'nın Cenab-ı Hak'la mükâlemesi (karşılıklı konuşması) meşhur. "Ya Rabbi, yağmur duası buyuruyorsun, çıktık, yağmıyor" diyor. Cenab-ı Hak bunun üzerine "Ya Musa, içinizde günahkârlar var; hadiseye bir de bu zaviyeden bakın.. azıcık eğilin, şu kapı aralığından bakın." diyor. Hz. Musa, "Ya Rabbi söyle onları bana da ben onlara bir tevbe ettireyim." deyince, Allah: "Hayır, ben kullarımın ayıplarını faş etmem. Hepiniz gidin tövbe edin." buyuruyor. Şimdi acaba bizim Müslüman memleketin camilerinde, "Ey Müslümanlar, günahımızdan dolayı Cenab-ı Hak bizi tecziye ediyor, gelin ne olur, bugün sabaha kadar namaz kılalım, hacet namazı kılalım, sonra da ellerimizi açıp dua edelim. Allah'ım günahlarımızdan dolayı ümmet-i Muhammed'i mahvetme diyelim." diye haykırabilecek kaç tane yürekli, Allah'a gerçekten inanmış, kendiyle yüzleşen insan çıkmıştır da Allah yağmur vermemiştir?

Hz. Ömer döneminde kıtlık oluyor. Koca halifenin hizmetçisi diyor ki, "Bir harabede başını yere koymuştu. Kulağımı ağzına verdim, hıçkırıklara boğulmuş bir şekilde şunları söylüyordu: Allah'ım benim günahlarımdan dolayı ümmet-i Muhammed'i mahvetme." Bence meseleyi götürüp de eriyen buzullara, küresel ısınmaya fatura etmemeli. Evvela fatura edilecek bizler varız. Her şey oluyor, biz hâlâ gaflet içindeyiz. Bin türlü günah işleniyor; ama biz tevbe etmeyi düşünmüyoruz. Bugün dünyanın pek çok bölgesinde (buna İslam ülkeleri de dahil) İmam Gazali Hazretleri'nin İhya'sında mühlikat (helake sebep olan günahlar) faslı içinde ele aldığı mesavinin bütünü işleniyor. Bugün günahlarına kim tevbe ediyor? Günah işleyen insan ne yapmalıdır, hakiki tevbe nasıl yapılır? Bu mevzuda bir uyanma yoksa o öyle devam eder. Meseleyi tabiatperestliğe, naturalizme, pozitivizme irca etmekten vazgeçmeliyiz. Biz maneviyat insanlarıyız ve Allah'ın her şeye hâkim olduğuna inanıyoruz. Kur'an'ın beyanıyla Allah murad buyurduğu gibi hükmeder ve her şeyi dilediği gibi ortaya koyar. (Maide Sûresi, 5/1) Kaç tane mümin yüreği hoplayarak bir hafta boyunca güneş doğarken çıkıp istiska duasıyla kendisini ifade etmiştir de Allah yağmur vermemiştir?

Geçenlerde televizyonda bir yağmur duası haberi seyrettim. O işe iştirak eden müminlerin durumlarını sorgulama açısından suizanna veya gıybete girmek istemem; fakat televizyonun verdiği şekliyle ben onu duadan çok bir şov olarak gördüm. O mesele öyle olmaz; icabında orada yüreğin durur, bayılırsın. Yere yığılır, başını yerlere sürtersin. Elbiseni tersine çevirirsin.. Çünkü Allah Resûlü öyle yapmış ve orada saatlerce durmuş, içini dökmüş. O gün olmadı ertesi gün devam etmiş. Mucize olarak onun bir kere istemesiyle de yağmur yağabilir. Fakat o işin bir usulü, bir adabı var. Siz oraya televizyonları, gazeteleri çağıracaksınız, kameralar çekecek, görüntüleriniz alınacak. Bu, duadaki ihlâsa zarar verir.

Bizler bazı semavi din mensuplarının günümüzdeki batıl ulûhiyet telakkilerine mukabil her şeyimize karışan, damarlarımızın atışını, bakışlarımızı bilen, her zaman yüz işmizazlarımızda içimizi okuyan, bize şahdamarımızdan daha yakın bir ulûhiyet telakkisine sahip olduğumuzu ortaya koyalım. Bir itikad tashihine ihtiyacımız var. Allah'a inananların Allah'a doğru dürüst inanması lazım. Hele gelin Allah'a bir miktar inanalım, yeniden inanalım. Şu şeklî, sûrî babadan görme, babadan alma inancımızı bir daha gözden geçirelim. Hakikaten onun her parçasının akla, mantığa, hiss-i selime, akl-ı selime, kalb-i selime müsteniden yerli yerinde olup olmadığını gözden geçirelim. Ve bir daha "Elhamdülillah bu mesele çok sağlam, çok râsıhmış.. bunu bir kere daha gördük" diyelim. Buna ihtiyacımız var bence. Müslüman toplumlarının buna ihtiyacı var.

ÖZETLE

1- Kaç tane mümin, yüreği hoplayarak "çoluk çocuğumuzu, hayvanlarımızı da yanımıza alalım.. bir hafta sürekli, güneş doğarken çıkıp yağmur duasında bulunalım" dedi? Kaç tane insan bu mevzuda müftülükleri zorladı?

2- Bugün dünyanın pek çok bölgesinde (buna İslam ülkeleri de dahil) İmam Gazali Hazretleri'nin İhya'sında mühlikat (helake sebep olan günahlar) faslı içinde ele aldığı mesavinin bütünü işleniyor.

3- Bence meseleyi götürüp de eriyen buzullara, küresel ısınmaya fatura etmemeli. Evvela fatura edilecek bizler varız, maalesef gaflet içindeyiz. Bin türlü günah işleniyor; ama biz tevbe etmeyi düşünmüyoruz.

4- Bir itikad tashihine ihtiyacımız var. Allah'a inananların Allah'a doğru dürüst inanması lazım. Hele gelin Allah'a bir miktar inanalım, yeniden inanalım. Şu şeklî, sûrî babadan görme, babadan alma inancımızı bir daha gözden geçirelim.


M. F. Gülen

Cihan'ın büyük başarısı

Cihan Haber Ajansı, seçim klasiğini bozmayarak Tüm Türkiye genelinde sonuçları ilk olarak açıkladı. Cihan, seçim yasağının kalktığı 19:00'da Türkiye genelinin üçte birine ait sonuçları abonelerine iletti. Bu Türk seçim tarihinde bir rekor.


16. Genel seçime de damgasını vuran Cihan Haber Ajansı, 21:00'dan itibaren hedefini %80 olarak belirlemişti. Cihan çalışanlarının üstün gayreti sonucu ülke genelinin yüzde 88'i tamamlanarak büyük bir başarıya imza atıldı. İstanbul'un da aralarında bulunduğu bazı şehirlerde yaşanan küçük çaplı sıkıntılar sonuçların daha da erken verilmesini engelledi. Cihan böylece kendi rekorunu da geçmiş oldu. Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü Bülent Korucu, erken saatte seçim sonuçlarını açıklamalarını espirili bir şekilde değerlendirdi. Korucu, "1989'dan beri 8 büyük seçim yaşadım. Cihan'dan önce seçim keyfimiz vardı, sabahlara kadar heyecanla bekliyorduk. Cihan ortaya çıktıktan sonra gazetecilerin sabahlama heyecanını bitirdi."

2002 seçimleriye birlikte parlayan Cihan Haber Ajansı, bu başarısını 2007 genel seçimlerinde perçinledi. Basın kuruluşları arasında seçim çalışmalarında ipi tek başına göğüsleyen Cihan, tüm Türkiye'de 30 bin elemanını sandık başına gönderdi. Sandıkların açılmaya başlandığı 17:00'den itibaren sonuçlar bölgelerden anında sisteme girildi. Cihan Haber Ajansı'nın İstanbul'daki merkezinde de son kontroller yapılarak sonuçlar tüm televizyon, gazete ve internete verildi. Türkiye sonuçları Cihan'dan öğrendi. Doğu bölgelerinde oy kullanımının erken bitmesi ve sandıkların açılması ardından ilk sonuçlar 12:00 gibi ajansın merkezine geldi. İlk bilgiler yayımlanmamak üzere anında abone olan basın kuruluşlarına ulaştı. Kuruluşlar seçim yasağının sürdüğü 19.00'a kadar yayın yapmadı.

Seçim heyecanının yaşandığı İstanbul Cihan Seçim Koordinasyon Merkezi'nde 100 kişi hummalı bir şekilde çalıştı. Sandık sonuçlarının girildiği sistem yedekli yapıldığı için herhangi bir riskin ortaya çıkması ihtimali de asgariye indirildi. Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü Bülent Korucu, geçen seçimde seçim yasaklarının 20:30'da bittiğini, bu yıl ise 2 saat geri alınarak 19:00'a çekildiğini hatırlattı. Geçen seçimde yasağın bittiği saatte sonuçların yüzde 40'ını açıkladıklarını, bu seçimde bazı sıkıntlara ve yasağın bitişinin erken saate alınmasına rağmen 19:00 itibarıyla yüzde 30'u açıklayarak önemli bir başarıya imza attıklarını söyledi. 30 binin üzerinde çalışanın 2 ayı aşkın bir süredir yoğun bir tempoda çalıştığını, ter döktüğünü ifade eden Korucu, " Büyük bir hedef koymuştuk. Abonelerimize herkesten önce sonuçları açıklayacaktık. Şükürler olsun mahcup olmadık, emek ve fedekarlıklar meyvesini verdi. Tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum" dedi.


Günümüzün Ebu Bekirleri’ne…

Sen, meçhûl bir kahramansın. Bilinmeyi hiç arzu etmedin. Yaptıklarına bedel, bırak dünyayı, ukbâda bile birşey beklemeyi bu müthiş civanmertliğe asla yakıştıramadın ve sen hep beklentisiz oldun. Belki de senin en belirgin yanın, beklentisiz olmandır. Sen, gerçekten bir kahramansın. Yazın sıcağı, kışın soğuğu çalışmalarına engel olamadı, olamayacak. Çünkü senin, dikilmesi gereken fidanların, yetiştirilmesi gereken güllerin vardı.
Son günlerde dünyanın 100’ü aşkın ülkesiden gelen gonca güllerinle sen de coştun, gözyaşı döktün. Gece gündüz, sohbetlerinde hep onlardan dem vurdun, onlardan konuştun. Biliyorum, onları görünce mahcup bir edayla tâlihine tebessümler yağdırdın. Ancak olup bitenleri asla nefsin adına sahiplenmedin, sadece “sevk-i ilâhîdir” dedin. Bu senin bir vazifendi, kulluk borcundu; ve olaya sen, hep böyle bakma yiğitliğini gösterdin.

… ve şimdi, tekar kollarını sıvadın. Bunca badireden sonra, bunca karamsar bir atmosferden sonra, bunca olumsuzluktan sonra… işinin ehemmiyetini bir kez daha iyice görmenin şuuru içinde tekrar yola koyuldun ve “vira bismillah” dedin. Zaman ve hâdiseler, senin mesleğinin önemini sana bir kez daha, hem de kör gözlere sokarcasına yeniden gösterdi. Gösterdi ki sen doğru yoldasın. Senin mesleğin, problemlerimizin yegâne çözümü, masmavi geleceğin de biricik çaresidir.
Sen çok iyi biliyorsun ki, yeni bir civanmertlik mevsimindeyiz. Güllerin dibine toprak atma mevsimindeyiz. Onları gözyaşlarınla, çile ve ızdıraplarınla yeniden sulaman lâzım. Elbette ızdırap çekeksin, elbette bazıları seni incitecek, elbette kimileri “boş veeer” diyecek. Ama sen bunları aşmak ve işini başarmak zorundasın. Çünkü senin fidanların var, istikbâle âit umutların var. Çünkü senin eline bakan, sana “abi” diyen binbir renk çiçeklerin var… ve sen onların önemini şimdilerde çok daha iyi kavramış bulunuyorsun.

Sen iflah olmaz bir karasevdaya tutulmuşsun. Sen ta baştan bu kutsî yolun hizmetkârı olmaya adanmışsın. Biliyorum, büyük bir işe giriştin, ağır bir yükün altına girdin. Ama Allah’ın izniyle onun altından ne zaman kalkamadın ki! O’nun (cc) kapısına müracaat ettikten sonra hangi kapıdan geriye döndün ki! Evet sen, yeniden yediveren gülleri yetiştirmeye koyuldun. Tohum atma zamanını hiç kaçırmadın, kaçıramazsın.

Sen hep büyük düşündün. Senin önündeki büyük ızdırap insanları sana öyle öğretmişti. Küçük işleri küçüklere bıraktın, himmetini hep âli tuttun, hep coştun, hep koştun. Büyük düşündün ve bugünkü o büyük işlere doğru durmadan ilerledin. İşte şimdi yeni bir büyüklük mevsimine daha girdin.

Bundan yaklaşık 30-40 yıl önceydi. Sen o zaman bir Pekmezciydin, bir Mustafa’ydın, bir Zeytinci Arif’tin, bir Hacı Kemâl idin… Ama bugün sen, binlersin. Bir Murat’sın, bir Levent’sin, bir Hakan’sın, bir Muhyittin’sin, bir Mahmut’sun şimdilerde… Ama binler, yüzbinlersin artık. Rahmetli Hacı Kemâller silsilesine katılmış, ya da katılmaya namzet bir babayiğitsin.
Evet yıllar evvel sen bir avuçtun ama bugün çoğaldın, bereketlendin, doğurganlaştın. Arttın, ama derdin ve yükün de arttı. Çünkü sen biliyorsun ki işin çok ve zor. Ravza’da yatan Kâinat’ın Sevgilisi Muzdarip Nebi (Aleyhisselâm) sevininceye, “sizden hoşnudum, görevinizi yaptınız” deyinceye kadar yola devam edeceksin. Moskova’dan, Vietnam’dan, Talas’tan, Abidcan’dan, Kuala Lumpur’dan Yeşil Türbe’ye giden şikâyet mektupları bitinceye kadar sen yola devam edeceksin. Sen “bütün bunların altından kalkarım evvelallah” diyerek yola çıktın. Ve işte şimdi yeni bir mevsime daha adım attın.

Bilirsin, yaz mevsimidir, sıcaktır, önümüz üçaylardır, mâneviyât olarak hazırlanman lâzım, bu bunaltıcı sıcakları Rabbin rızâsı istikâmetindeki gayretlerinle serinletmen lâzım, dili dudağı kuruyanları gölgene sığındırman ve serinletmen lâzım. Ve bu mevsimi âdeta yeniden bir tohum atma mevsimi olarak değerlendirmen lâzım. Ve sen elbette ki bunun farkındasın. Biliyorsun ki bu mevsim çok önemli, senin boynu bükük güllerin için de çok önemlidir. Bu mevsim dünyanın dört bir tarafında çiçek açan erguvanların için de çok mühim. Bu mevsim, anadan atadan ayrılan ve biletini cebine alıp haritalarda bilemediğimiz mekânlara koşup, senin ülkeni ve seni temsil eden beklentisiz eğitim gönüllüleri için de çok önemli. Sen bunu kaçırmamak zorundasın. Ve işte sen yeniden konumunun hakkını verme durumundasın.

Geçenlerde, yetmiş yıl dinsizliğin cenderesinde kıvranan bir ülkede, bir eğitim ocağının mezuniyet toplantısında gördüm seni. Baktım ki haberin bile yokken buralarda yediveren gülleri açmış. Baktım, sen hayretteydin. Birşeyler yapmıştın ama neticesi muhteşemdi. Baktım ağlıyordun. “Benim küçük adımlarıma bedel Allah bana, böyle alımlı çalımlı nimetler vermiş” diye şaşkındın. İçin için sevgi gözyaşları döküyordun. Bir yandan da hâline tebessümler yağıdırıyor, şükür dualarıyla gürlüyordun. Evet orada gördüm seni. Mahcuptun. Bu muhteşem lütuflar karşısında iki büklümdün ve daha çok çalışmaya and içer gibi bir hâlin vardı. Seni orada çok alkışladılar. Belki madalyalalar bile vermek istediler. Sen bunlara aldırış etmedin. Çünkü gözünü bir hedefe, sadece rızâ-i ilâhî’ye dikmiştin. Hedefin oydu. Ona kilitlenmiştin.

Sen, sana başvuranlara hep aşk verdin, şevk verdin. Onların dualarını aldın, sırtlarını sıvazladın, “evvelallah dertlerinizi çözer, hallederiz!” dedin. “Siz işinize bakın, sakın ardınıza bakmayın, işin bu tarafını düşünmeyin” dedin. Sen Ebû Bekir oldun. Üsâmelerin, Mus’ab’ların sırtlarını sıvazladın hep. Tebük’e giderken Hazreti Osman oldun. Bazen bir avuç hurma, bazen de sayısız yekûnu döktün ortaya. Sen, büyüklerin dilinde hep “Anadolu insanı” oldun.
Sen, başarılarının kaynağının ve bereketin buradan nebeân ettiğinin farkındasın. Ama, belki buna da gözünü dikmiyorsun. Çünkü sen, tamamiyle beklentisizsin. Ama Cevvâd-ü Kerîm ve Rezzâk-ı Hakîm Yüce Yaratcı’nın rahmet ve bereketini de hepimiz elbette ki belli sebepler dâhilinde hep intizar durumundayız. O’nun (cc) bereketini celbetme buradan geçiyorsa, ona diyecek hiçbir sözümüz elbette olamaz.

İşte şimdi, Ebû Bekir ruhlu civanmertler olduğumuzu yeniden isbat etme zamanındayız. Yeniden Hz. Mus’ab gibi kapı kapı dolaşma zamanındayız. Tebük kutlularına katılma zamanındayız. İşte şimdi, asrın eğitim gönüllülerinin sırtını sıvazlama ve onların adedini artırma zamanındayız. Rabbim bu vazifende sana yardım etsin, çabaların dâimî olsun.

Bayram Kusursuz

|©ynsm 2005-2008 & b3web|