|| Kendini Düsünen Insan kendi kadardir! z a m a n a v u s t u r y a
Anasayfa | Arsiv | Tarihce-i Blog | Profilim | 1.500.000'i geçti | Bir Rica
y
YAŞAMA ÜSLÛBU - suskunlar meclisi... // ALİ TOKUL

YAZI EKLEYENLER_HEPSİ

Yazi Eklemek Isterseniz, tiklayin.

Aneyme Görüntüle
Asli Görüntüle
Aygul Görüntüle 
Aysila Görüntüle 
Burcak Görüntüle
Cemre Görüntüle
demir Görüntüle 
Deniz Görüntüle
Dilara Görüntüle 
Duru Görüntüle 
Ebru Görüntüle 
efsanesra Görüntüle 
Esma Görüntüle 
Fatima Görüntüle 
Feyza Görüntüle 
Gelincik2 Görüntüle 
Gonuldostum Görüntüle 
Hakan Görüntüle 
Halit Görüntüle 
Hamit Görüntüle 
Karabulut Görüntüle 
kardelence Görüntüle 
Kasva Görüntüle 
Mesut Görüntüle 
muhammet Görüntüle 
munis Görüntüle 
Mustafa Görüntüle
Nurcan Görüntüle 
P-B Görüntüle
nurcuzeynep Görüntüle 
rana Görüntüle 
Saka Görüntüle 
Siirperisi Görüntüle 
Selattin Görüntüle
Seyma Görüntüle
Sultan Görüntüle 
Talha Görüntüle 
Tanay Görüntüle
Tugba Görüntüle 
zep Görüntüle 
Zeynepalp Görüntüle 
ZeynepOzkok                                      
Görüntüle 


17.03.2007




Mar. 23, 2006 slm
Yazan:IsI

slm yunus abi bu guncelleme olayini altina yaz ya merak ediyom arada bi hayirli gunler s.a.
Mayıs. 13, 2007 başörtüsü
Yazan:şeyma

selamun aleyküm müslüman kardeşler az önce eşref ziyanın ağlama karanfili dinledim size sesleniyorum ey işitip de duymayanlar bakıp da görmeyenler kendi kazdığınız tuzağa düşüreceğim sizi evlatlarınızı müslüman yapmak için canımı ortaya koyacağım siz daha kendi çapınızda ötüp durun görceksiniz, benim ve bütün müslüman kardeşlerimin gözyaşlarının hesabı en yakın sürede ALLAH tarafından sorulacak size.ne olur bir deneseniz müslümanlığı anlamayı.Bakın sonsuz bi yaşam var önünüzde yahudiyseniz musa ve davut hristiyansanız isa aşkına ne oluur!
Jun. 24, 2007 sami yusuf
Yazan:gizem

:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::


icerik uygun degil..

anlayisiniz icin tesekkürler...

Düzenleyen yunusum gün: Jun. 24, 2007 saat: 19:24
Mar. 28, 2008 Müminin özel vasfı: Sabır ve şükür!.
Yazan:gönüldostum

Sıkıntıların içindeki zahmetlere kilitlenip rahmetleri göremeyen bazı soru sahiplerine arz ediyorum bu konuyu.
Bir adam, Efendimiz (sas) Hazretleri'ne gelerek şöyle sormuş:

-Ya Resulallah, demiş, bana öyle bir şey haber ver ki onu yapınca cennete layık hale geleyim.!

Şöyle anlatmış cennete layık hale gelme anlayışını:

-Allah'ın senin hakkındaki takdirine ya sabırla ya da şükürle karşılık ver; cennete layık hale geldin gitti.

Evet, maruz kalınan İlahî takdirlere ya sabır ya da şükürle karşılık vermek Neden ya sabır ya da şükür?. Çünkü mümin insanın özel vasfıdır bu sabır ve şükür. Bu özel vasfı sayesinde inanmış insan, hayatta karşılaştığı her durumu hakkında hayra çevirebilir. Nitekim Efendimiz (sas) Hazretleri, müminin her halini hayra çeviren bu özel vasfını şöyle haber vermiştir bizlere:

-Hayret edilir müminin haline. Üzücü bir olayla karşılaşsa sabreder kazanır, sevindirici bir olayla karşılaşsa şükreder yine kazanır. Yani mümin bu özel vasfı sayesinde her olayı hakkında hayra çevirebilir. Böylece tevekkül ve teslimiyeti ona hep kazandırır, hiç kaybettirmez.

Nitekim Lokman Hekim de müminin bu sabırlı halini şöyle izah der:

-Nasıl madenin kıymetlisi ateşe verilince üzerindeki pası dökülüp altından öz cevheri çıkarsa, Allah'ın sevdiği kulları da maruz kaldıkları musibetleri sabır ve tevekkülle karşılayarak günahlardan arınmış saf kulları haline gelirler...

Kaldı ki, bizim şer sanıp da üzüntü, sıkıntı duyduğumuz birçok olayların aslında şer değil hayır olduğu da daha sonraki sonuçlarından anlaşılır. Yanıldığımızı, boşuna üzüldüğümüzü de o zaman mahcubiyet duyarak idrak ederiz. Ama baştan o sıkıntıyı da yaşarız..

Hikmet alimleri müminin maruz kaldığı musibet ve sıkıntıları iki kısma ayırıyorlar.

-Kulun makamının yükselmesi için gelen sıkıntılar. İşlemiş olduğu günahın cezası olarak gelen sıkıntılar. Şurası kesindir ki, her iki hal de kulun lehinedir. Çünkü kul burada günahının cezasını çekmezse ahirete tehir edilir. Ahiretin cezası ise dünya ile kıyaslanamayacak kadar ağır ve acı olur. Bundan dolayı kamil insanlar maruz kaldıkları musibet ve sıkıntıları günahlarının peşin olarak verilen cezası diye yorumlayarak ayrıca bundan sevinç duymuşlar, musibetin içinde de yine bir nevi mutluluk hissetmişler.

Başa gelen musibetlerin, günahların karşılığı olduğuna dair verilen misalde şu olay anlatılır: Sahabeden bir zat, cahiliye devrinde tanıdığı bir kadınla yolda karşılaşır. Ayaküstü sohbetten sonra ayrılıp giden kadının arkasından bakmaya devam eder. Bu sırada önündeki çukura giren ayağı kırılır. Sonra Resulüllah'ın (sas) huzuruna gelerek kadına bakarken ayağının kırıldığını anlatınca Efendimiz (sas) şöyle bir hatırlatmada bulunur:

-Allah, bir kulunu severse onun işlemiş olduğu hatasının cezasını hemen peşin olarak verir, ahirete tehir etmez! Böylece kul, burada cezasını çektiğinden ahirete o günahla gitmekten kurtulmuş olur. Demek ki, maruz kaldığımız sıkıntılar işlediğimiz yanlışlarımızın bir bakıma cezasını teşkil ediyorsa, buna da üzülmemek, aksine sevinmek bile mümkün.. Ahirete tehir edilmeyip dünyada ödemek söz konusudur çünkü.

Kaldı ki, hikmet alimlerinin ikazına göre, dünyevî sıkıntılar korkulacak sıkıntılar da değildir. Asıl korkulacak sıkıntı ve musibet, dine gelen sıkıntı ve musibettir. Dinin emrini yaşama aşk ve şevkinden mahrum kalma musibetidir. Bu musibetin insana kazandıracak hiçbir hayır yanı yoktur. Ama dünyevî musibetin verdiği zahmet burada kalır, kazandırdığı rahmet ise ahirete beraber gider... İşte bu farktan dolayıdır ki hikmet alimi Sehl bin Abullah'a şikâyette bulunan bir adam "Evime hırsız girmiş, altınlarımızı çalıp götürmüş."deyince şöyle cevap vermiş:

-Bunlar dünyevî musibetlerdir.. Ya musibet malına değil de dinine gelse de, şeytan kafana girip vesvese vererek imanını çalmış olsaydı ne yapacaktın?

Asıl musibet bu musibettir.
Dini yaşama aşk ve şevkini kaybetme musibeti.
Korkacaksanız böyle musibetten korkun!.


-Ne dersiniz?
Maruz kaldığımız sıkıntı ve musibetlere böyle geniş şekilde bakabiliyor muyuz?..


(( AHMED ŞAHİN ))


|©ynsm 2005-2008 & b3web|